TARİH SEVGİSİ

 

 

Fazıl Mustafa TAŞÇI Tarih Öğretmeni

 

Acaba tarihimizi biliyor muyuz?

Onu öğrenmek gereğini hissediyor muyuz?

Ya da böyle bir gayretin içerisinde miyiz?

İzlediğimiz filmlerden öğrendiğimiz Amerikan - Avrupa Tarihi ve Kültürü kadar kendi tarihimizi öğrenme ve öğretme düşüncesinde miyiz?

 

Tarih, geçmişte yaşanmış olayları, öyküleyen bir “masallar silsilesi” değildir. Tarih, kültürle birlikte yoğrulan bir hayat öğretisidir. Tarih sayesinde, geçmişten dersler alır, bugünü daha iyi kavrar ve gelecek için de doğru olanı yapmaya çalışırız. Tarih, geçmişle gelecek arasında bağ kurar.

 

Tarih, geçmişte yaşanmış kahramanlıkların, efsaneleştirilerek anlatıldığı mitolojik destanlar da değildir. “Şanlı tarih hastalığı”, bizim bugünkü durumumuzu görmezden gelmemize sebep olabilir. Geçmhşi bilecek, geçmişteki büyüklerimizi tanıyacak ve onların doğrularını örnek alacağız. Onların başarılarını rehber edinip, ülkemizi daha güzel yarınlara taşıma sevdasında olacağız.

 

Tarihle kültür iç içedir. Birbirinden ayrılmaz, birbirini tamamlar. Ama “Made in Turkey” damgalı dizilerde, eve ayakkabıyla girilebilmekte ve bir diğerinde evin babası devamlı aldatılabilmekte, bunlar da gayet normal şeylermiş gibi sunulabilmektedir. Dahası bu dizler “en çok izlenenler” arasında yer alabilmektedir.

 

 Türk insanı tarihini severdi, ona gönülden bağlıydı. Bugün unutulmaya yüz tutmuş olan Dede Korkut Hikâyeleri, Battal Gazi Destanları, Hz. Ali’nin Cenkleri bir zamanlar memleketin en ücra köyünde yaşayan insanının bile okuyup, okutup heyecana düştüğü tarih kitaplarıydı. Bir zamanlar Osmanlı ve Milli Mücadeleyi konu alan kitaplar kapış kapış giderdi. Çocukluğumda, Genç Osman’ın, Hızır Reis’in, Tuğrul Bey’in çizgi romanlarını sayısız kere okuduğumu biliyorum. Onların bana verdiği heyecanı, bugün “internet kafelere” doluşan gençlere anlatamıyorum.

 

Türk sinemasının -hataları da olsa- en özverili ve olabildiğince samimi filmlerinden olan “Kara Murat, Battal Gazi ve Malkoçoğlu”  gibi tarihi filmleri, Türk gencine komik ve saçma gelebilmektedir. Oysa, memleketin o genç evlâdı, “Matrix’i, Süperman’ı” ağzı açık bir şekilde izlemekten kendini alamamaktadır. Kara Murat’ın kaleden kaleye zıplaması saçmadır, ama Matriks’in havada dakikalarca kalıp döğüşmesi, Süperman’ın havada uçması oldukça onun için ciddi bir meseledir.

 

Dinlediğimiz bir mehter marşı eğer bizi alıp bir yerlere götürmüyorsa, göklerde dalgalanan al bayrak ruhumuzda fırtınalar estirmiyorsa bizden bir şeyler eksilmiş demektir.

 

Tarihi bilmek için, öncelikle onu sevebilmek gerekir. Elbette ki, herkes kendi ilgi, beceri ve gayreti kadar kendini, tarihine ve kültürüne yakın hisseder. Ama insanın bağlı olduğu tarihi ve kültürü asla onun reddedemeyeceği bir gerçektir.

 

İşte, eğitim programlarımız ve müfredatımız gereği derslerde vermeye çalıştığımız tarih dersi bu amaca yönelik eksikliklerin giderilmesi hususunda büyük önem taşımaktadır. Tarih dersine, sıradan bir ders olarak değil, kişiliğimizi geliştiren ve ruhumuzu olgunlaştıran bir öğreti olarak bakmak zorundayız.

 

Dinlemek, okumak ve araştırmak bizim bu konudaki eksikliklerimizi giderecektir.

 

Okulumuzda kurmuş olduğumuz “Tarih Kulübü” de bu amacı gerçekleştirmeye yönelik bir faaliyettir. “Tarih Kulübü” düzenleyeceği konferans, sergi, yarışma, film gösterileri, şiir ve kültür sohbetleri ile öğrencilerimize tarihimizi ve kültürümüzü sevdirmeyi amaçlamaktadır.