TARİH ÖĞRETİMİ HAKKINDA

 

İhsan SUNGU*

Bahri ATA **

GİRİŞ

Tarih anlayışı evriminin, tarihin öğretim yöntemleri üzerinde çok etkisi olmuştur. Önceden tarih, “geçmişin olaylar defteri” olarak kabul edilir ve öğrenciye olayları sırasıyla öğretmeye önem verilirdi. Halbuki geçmişin önemli, önemsiz olaylarını sıralamakla tarih oluşturulamadığı gibi, bu olayları öğretmekle de tarih öğretilmiş olmaz. 

Tarihin en önemli amacı, çocuğu içinde yaşadığı sosyal hayat hakkında aydınlatması, diğer bir deyişle o çocuğu sosyal ve ulusal hayata uyum sağlatmasıdır. Tarih bu görevi, yerine getirebilmesi için yalnız eski olayları göstermesi yeterli değildir. Tarihe de Coğrafya ve Vatandaşlık Bilgisi gibi “ şimdiyi” araştıran bir bilim olarak bakılmalıdır. Coğrafya, öğrenciye yeryüzünün bugünkü durumunu nasıl öğretmeye çalışıyorsa, tarihte bugünkü insanlık toplumunun,  bugünkü hayatı hakkında ona açık bir fikir vermeye çalışıyor. Tarih, eski olayları araştırıyorsa, amacı yalnız bu olayları öğretmek değil, insanlığın bugünkü hayata ulaşmak için geçirdiği evrim dönemlerini meydana çıkarmak ve bu şekilde şimdiyi daha iyi kavratmaya çalışmaktır. Tarih, bugünkü sosyal çevrenin ne gibi aşamalardan geçerek, bu hale geldiğini öğretmekle, sosyal çevre içinde yaşamasını, o çevreyi daha iyi tanımak amacını izliyor.

Çocuklarımıza “ilerleme” düşüncesini telkin için insanın uzun yüzyıllardan beri yavaş yavaş geçirdiği ilerleme dönemlerini göstermek zorundayız. Eğer tarih, yalnız eski olayları incelemekle yetinseydi, okullarda öğretim için fedakârlık göstermeye değmezdi. Tarihi olayların önemsizleri üzerinde zaman harcamanın bir anlamı yoktur. Yoksa olayların dinamik anlamı arada kaybolur.

Geçmiş, ancak ilerlemenin bir aşaması ve yolu olmasından dolayı önemlidir. Eski bir olay, ilerleme zincirinde bir aşama görevi görecek kadar açık bir niteliğe sahip olmadıkça, bakış açımıza göre değerli olmaz ve bundan dolayı tarih programlarında, tarih derslerinde yer tutmaya değmez. “ Tanzimat Hattı’nın İlanı”, “10 Temmuz” (II. Meşrutiyet’in İlanı) daha geniş harita, daha geniş devrime ve bugünün yarının ideallerine yol açmalarından dolayı bakış açımıza göre birer öneme sahiptir.

Özet olarak, tarihin en büyük rolü, insanlığın geçirdiği evrimi göstererek, “şimdiyi” aydınlatması ve “geleceği” keşfe yol açmasıdır.

Tarih, insanlığın siyasî, iktisadî ve medenî evrimini gösterir. Düşünürlerin bir kısmı, siyasî, bir kısmı iktisadî evrime tarih derslerinde birinci dereceden önem vermeye eğilimli olduğu gibi, bir kısmı da genellikle uygarlığın evrimine önem vermeyi lüzumlu görürler. İngiliz tarihçi Freeman*; “ -Tarih, geçmişin siyasetleridir.” diyor. Bu düşünce olanlara göre, tarih daha çok siyasî kurumların ve siyasî yönetim tarzının evrimini gösterir. Tarih, hükümetin kökenini  zapt ve idare için yapılan mücadeleleri, partilerin ortaya çıkışı ve gelişmesini, siyasî ekollerin ve bugünkü siyasî kurumların evrimini göz önüne almalıdır.

Diğer taraftan tarihin, insanlığın özellikle iktisadî evrimine önem vermesine taraftar olan düşünürler, iktisadî ihtiyaçları, bütün sosyal hareketlerin kaynağı olarak görürler.

Bu cümleden olarak, “tarih eski olayları iktisat görüş açısından yorumlamalı ve iktisadî evrimi göz önüne almalıdır” derler. Bu fikirlerin taraftarları; tarihte, sanat ve ticaretin geçirdiği evrim safhaları, ailede işbölümü tarzının değişmesi, fabrikanın kurulması, sanayi şehirlerinin ortaya çıkması, sanayide kadın ve çocuğun yeri, ücretin geçirdiği safhalar, fabrikada hayat şartları, işçi dernekleri, sosyal örgüt gibi sorunlara önemli bir yer verilmesini gerekli görürler. Çünkü, insanları savaşa sevk eden ve barışa zorlayan siyasi prensipleri belirleyen etkenlerin başında iktisadî etkenler vardır. Yalnız bilim ve sanatın değil, hatta din ve ahlâk ideallerinin gelişim şartlarını bile iktisadî etkenler tayin etmektedir. Amerikalı profesör Robinson* diyor ki “-Tarih, bir insanın evrimini, onun kavgacı ruhunu değil, yaptığı işi göstermek suretiyle gösterilmelidir.” Tek başına siyasî tarih, çocuğa yanlış bir fikir verir ve sanayinin bütün ilerlemenin esası olduğu ve bir milletin siyasî ve millî işlerinin sanayinin evrimine bağlı bulunduğu fikrinden Onu uzaklaştırır. Emeğin incelenmeye değer bir şey olduğu fikrini, erkek ve kız çocuklarımıza telkin ettiğimiz oranda daha değerli erkek ve kadınlar yetiştirmiş oluruz.

Tarihin, iktisadî evrime sıkıştırılması düşüncesi, tarihin amacını uygarlığın bütün canlı yönlerine genişletmek isteyenlerin kuvvetli itirazlarını çekmiştir. Bu düşünürlere göre, tarih; ilmimizi, sanatımızı, iktisadî örgütümüzü, dinî ve ahlâki ideallerimizi  oluşturan her şey üzerine bize kuşbakışı bir manzara göstermeli ve çocuğa; dinî hoşgörünün, ifade ve basın özgürlüğünün, temsilî hükümetin, demokratik kurumların, seçim hakkının, parasız ve zorunlu tahsilin sosyal ve insanî örgütün evrimi hakkında bir fikir vermelidir. Ancak, bu yolda verilen tarih, çocuğu toplumsallaştırarak, millî bir birey haline getirecek bir araç olur.

Bu çeşitli görüş açılarının her biri, insanlığın geçirdiği olayların yalnız bir yönünü gösterir. Tarih, bir bakıma göre bütün kavramların hemen hepsinden oluşmaktadır. Bir bakıma göre de tarihçinin araştıracağı dönemin karakteristik özelliğine göre bu görüş açılarından biri ya da diğeri hakim olur. Bu cümleden olarak, bir dönemi çocuklara anlatacağımız zaman, o dönemin hangi karakteristik yönünü alıp inceleteceğimizi belirlemeliyiz. Bir milletin tarihinde zaman zaman siyasî, iktisadî ve medenî faktörlerden birinin fazla bir önem kazandığını görüyoruz. Bu cümleden olarak, o dönemleri incelerken, bu faktörlere önemli bir yer vermek zorunluluğu vardır.

Tarihin, ilerlemeci bir amaç izlemesi, tarih konularını seçme üzerine önemli bir etki eder. Tarihte filan ya da falan olayı gösterip göstermemek konusunda karar verirken, o olayların ilerlemeci amaçlarımıza yararı olup olmayacağına bakarız. Yararlı olacaksa, o olayın bizce önemi var demektir. Evrimci amacımıza yararı olmayacaksa, çocukların belleğini boşuna dolduracak bir olay demektir. O halde dersimizde yeri olmamalıdır. Bugün biz, muazzam bir devrim geçirdik. Bu devrimi çocuklarımıza telkin etmek mecburiyetindeyiz. Çocuklara, bu devrimin önemini telkin ederken, devrimin içerdiği siyasî, millî, iktisadî, sosyal diğer yönlerin her birinin ilerlemesi hakkında bir fikir vermemiz, o sahalarda kendilerine araştırmalar yaptırmamız gerekir. Eski tarih kitaplarını açarsanız içinde yüzlerce olay, binlerce isimlere rastlarsınız. Bunların hepsini vermeye kalkışırsak, “amacı büsbütün ihmal ettik” demektir.

O halde olayları seçmek zorundayız. Fakat hangi esas dairesinde? İşte bu, inceleteceğimiz konunun içeriğine göre değişir. Örneğin; siz Türkiye’nin geçmişteki yenileşme atılımları ve bu atılımlara karşı ortaya çıkan irticaî hareketleri göstermek istiyorsanız, o zaman yenileşme atılımlarının ne gibi güdüleyiciler altında atıldığı, ne gibi etkiler altında irticaî hareketlerin ortaya çıktığı hakkında tarihten malzeme toplarsınız. Bazen vak’a-nüvîs tarihlerinin, bir köşesine sıkışmış ufak bir olay olur ki, Türkiye’nin siyasî, millî, iktisadî ve sosyal evrimini açıklarken, çocukların ilgisini ve dikkatini çekecek önemli bir konu olur. Okullarda çocuklarımızın eline vereceğimiz tarih kitaplarının mükemmeliyeti ve tarih derslerinde öğretmenlerimizin başarısı bugünkü devrimi çocuklarımıza hazmettirebilmek için yaptıracakları tarih araştırmaları esnasında eski tarihlerden toplayacakları olayları seçme ve düzenlemede gösterecekleri yeteneğe bağlıdır.

Tarih kitapları ile tarih öğretmenleri, eski olayları boş yere isim ve tarih kalabalığı arasında gelişigüzel sıralamak ve çocukların zihinlerini tarihin karışık bir “ambar defteri” haline getirmek alışkanlığından vazgeçmedikçe tarih derslerinden beklediğimiz amaçları elde etmeye imkan yoktur.

Tarihte büyük adamlar kuramından ilham alanlar, tarih derslerinde biyografilere büyük bir yer verilmesini zorunlu görürler. İngiliz tarihçi Carlyle*; “-İnsanın bu dünyada yaptığı şeylerin tarihi, gerçekte büyük adamların burada yaptığı şeylerin tarihidir” diyor. Bu sözde büyük bir gerçeklik payı bulunduğu inkar edilemez. Bu cümleden olarak, tarih derslerinde sırası geldikçe büyük adamların hayatlarına da temas edilmesi çok yararlı olur. Bir kere, çocukluk ve gençlik kahramanlığa saygı dönemidir. Çocuklar ve gençler, büyük adamların hayatını taklit etmekten zevk alırlar.

İkinci olarak, bir dönemin tarihî olayları ne kadar mantıksal bir şekilde düzenlenmiş olursa olsun, çocuklar; olayları, bir kişinin hayatı kadar gerçek ve somut olarak göremezler. Büyük adamların hayatları anlatıldıkça, bir dönemin âdetleri, özellikleri ve ruhu adeta çocukların gözünde yaşatılmış olur.

Üçüncü olarak, büyük adamlar çok defa bir dönemin temsilcisidirler. Kişiliklerinde bir milletin bütün ümitlerini, bütün ideallerini ve bütün fedakarlıklarını temsil ederler.

Dördüncü olarak bir adamın hayatı, bir adamın maceraları, bir adamın yaptığı hareketler çocukları daima ilgilendirir.

Özetle; tarih derslerinde büyük adamların hayatına ve icraatına önemli bir yer verilmesi gereklidir. Bir dönem veya bir akımı izah ederken, o dönemi ya da o akımı temsil eden büyük adamların hayatı gösterilmedikçe o dönem ya da akım hakkında etraflı bir fikir verilmiş olmaz. Bununla beraber tarih derslerinin yalnız biyografilere sıkıştırılması da eğitimcilerce uygun görülmemektedir.

Birinci olarak; tarih derslerini yalnız biyografiler tarzında verirsek, çocukların zihninde birbirlerine bağlı olmayan bir takım izlenimlerden başka bir iz bırakmaması mümkündür. 

İkinci olarak; bir dönemi izah ederken, tip olarak alınan birey, çocukları ilgilendirmeyebilir. Yahut ilgilendiren birey, zamanını temsil etmeyebilir. Çocuklar komutanlarla, hükümet adamlarının, maceracıların hayatına ilgi gösterirler, Tarih’i, biyografilere sıkıştırdığımız  takdirde çocukları ilgilendiren kişilere yer verilmesi zorunluluğu ortaya çıkar. Öte yandan düşünürler, mucitler, alimler ihmal edilmiş olur. Tarih ise savaş alanından başka yerlerde kazanılan şan ve şereften de söz etmeli ve silahtan başka araçlarla kazanılan zaferleri de incelemelidir. 

Üçüncü olarak; bir kişinin hayatı bazen bütün olayları yorumlamak için yeterli olmaz. Bir adamın biyografisinin bir çok noktaları zamanın canlı olayları ile pek az ilgili olabilir. 

Dördüncü olarak; olayları bireylerin etrafında toplayacağımıza çok defa bireyleri, olayların etrafında toplamak daha kolay olur.

Şu açıklamadan anlaşılıyor ki, tarihte değişik akımların, değişik dönemlerin, değişik sosyal grupların temsilcisi olan büyük adamların hayatından söz edilmesi çok lazım ve faydalıdır. Yalnız, tarihi, biyografilerle öğretmeye sıkıştırmak doğru değildir.

Tarihin öğretim yöntemlerine geçmeden önce okullarda bu dersin öğretiminden beklediğimiz amaçları da kısaca gözden geçirelim. Önceden arz ettiğim gibi tarih derslerinin en önemli amacı, çocuğu sosyal ve millî hayata uyum sağlatmaktır. Gerçekten çocuk, ancak yaşadığı hayatı bilir. Tecrübesi azdır. Bakış ufku sınırlıdır. Tarih, çocuğun tecrübesini arttırır. Çocuk; tarihte, insanı insanlığın her türlü faaliyetinde harp, yenilgi, zafer, bencillik, fedakarlık ve benzeri hallerinde görmüş ve incelemiş olur. Hiçbir insanî hareket ve durum yoktur ki tarihte betimlenmemiş olsun. Tarihi araştırmak, insan hayatına daha derinden nüfuz etmek, daha doğrusu o hayatı yaşamak demektir.

Tarih, sosyal hayatın, sosyal dayanışmanın önemini çocuğa gösterir. Sosyal hayatın, bir toplumu ilerlemeye sevk etmiş olduğunu telkin eder.

Tarih, milletin geçirdiği hayatı çocuğa öğretmekle, onu millete bağlayan bağları kuvvetleştirmiş olur. Bir bireyi, mensup olduğu millete bağlamak için, bugünkü hükümet tarzını ona öğretmek ya da millî görevleri kendisine telkin eylemek yeterli değildir. Her birey, milletinin doğuşunu, geçirdiği evrimleri, eski ve yeni ideallerini öğrenmek zorundadır. Ancak bu suretle, o birey, milletinin geçmişte ve şimdiki bütün fedakarlıklarını, evriminin her safhasında attığı atılımları, yarattığı idealleri yakından görür ve ancak bu şekilde milletine sarsılmaz bağlarla bağlı olduğunu hisseder. Mensup olduğu milletin, bütün hayatî safhalarını sempatik bir nazarla* izleyen birey, milliyet sevgisini, yurt aşkını daha derinden hisseder.

Tarih dersinin; çocuklarda, milliyet ve yurtseverlik hislerini takviye konusundaki hizmeti o kadar büyüktür ki, bugün her millet bu konuda tarihin kudretli nüfuzundan istifadeye çalışmaktadır.

Tarihin, ahlâka da etkisini inkar etmek mümkün değildir. Tarih insanın araştırılmasıdır. İnsanı, bütün hareketleriyle, bütün eğilimleriyle, bütün ihtirasları ve bütün güdüleriyle gösterir. Öğrenci, tarihte bütün iyi ve kötü hareketlere tanımlarıyla ve kurallarıyla değil, hayatı gözlemleyerek nüfuz eder. Tarih, hayatın bütün yönlerini göstermesi itibarıyla gayet zengin bir hazinedir ve bu itibar ile kıymeti de yüksektir.

Tarih, çocuklarda heyecan uyandırır. Çocukların; iyi hareketleri yapması için, onların iyi olduğunu bilmesi yeterli değildir. Bu iyi hareketlere karşı, heyecan duyması da lazımdır. Tarih, bir iyi harekete karşı çocukta heyecan uyandırmakla, çocuğun o hareketi yapması için önemli bir güdüleyici oluyor demektir. Kötü bir hareket karşısında çocukta oluşacak olan tepkide o hareketten, çocuğa, bulaşacak önemli bir etkendir. Tarih, bu itibar ile öğrencide ahlâkî tutumun gelişiminde önemli bir hizmet eder.

Tarih; çocuklarda insanî faaliyetlerin her türüne karşı, yeni yeni ilgiler uyandırır. Çocukta esasen hikâyelere, maceralara karşı içgüdüsel bir yönelme olduğu için tarih derslerinde çocuk, yavaş yavaş bilgi ufkunu genişletmiş olur.

Tarih; öğrencide yararlı zihni alışkanlıkları ve yetenekleri geliştirmesi bakımından önemlidir. Çocuk, aldığı bilgiyi bir gün belki unutur. Ama, o bilgiyi toplarken ve öğrenirken zihnin aldığı alışkanlıklar devam eder ve çocuğa yarar sağlar.

Tarih, özellikle çocuğun, imgelemini (muhayyilesini) eğitir. Aynı zamanda çocukları; kişiler ve olaylar üzerinde düşündürür. Çocuk, tarih derslerinde kişileri muhakeme ederken, onların eğilimlerini, hareketlerinin nedenlerini, çevrelerinin etkisini göz önüne alarak, karakterleri ve yaptıkları hareketler hakkında hükümler verir. Tarih derslerinde, kişilerin karakterlerini ve hareketlerini muhakeme ederken çocuğun kazanacağı zihinsel alışkanlıklar ona hayatta çok yararlı olur. Çünkü, çocuk hayatının hemen her aşamasında insanlarla ilişki kurarken, insanlar hakkında hüküm verirken, tarihten kazandığı zihinsel alışkanlıkların etkisinden yararlanır. Olaylar ve sebepleri hakkında çocuğun tarih derslerinde yapacağı araştırmalar da kendisinde her zaman işine yarayacak alışkanlıklar oluşturur.

Tarihin düşünce eğitimi bakımından bir yararı da çocuğu inceleme ve araştırmaya alıştırmasıdır. Gerçekten, çocuk tarihte çeşitli olaylar ve çeşitli adamlar hakkında bilgi almak için, değişik eserlere başvurmaya, inceleme ve araştırmalarda bulunmaya zorunludur. Çocuk, inceleme ve araştırma sonucunda o olaylar ve adamlar hakkında açık bir fikir alınca, hem inceleme ve araştırmadan zevk almaya başlar, hem de inceleme ve araştırmanın yolunu öğrenir.

Tarihin bu amaçlarını elde etmek için derslerde ne yolda bir hareket tarzı edeceğimizi başka bir makalede izah edeceğiz*.

 


* İhsan Sungu, bu makaleyi 1927’de “ Tarih Tedrisatı Hakkında” adıyla Terbiye dergisinde (sene 8, cilt:2, sayı:8, sf.2-8) yayımladı.

** Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arş. Gör.

* Aktaranın Notu: Ünlü Eğitimci, Tatbikat Mektebi Müdürü, Talim ve Terbiye Kurulu Reisi, Müsteşar ve Kitap Kurdu İhsan (Sungu) Bey, Meşrutiyet döneminde Sâtı Bey ile birlikte, tarih öğretimi konusu üzerine eğilmişti. Bu iki eğitimci, Tedrisat-ı İbtidaiye Mecmuası’nda pek çok ders örneği kaleme aldılar. Aslında, Darülmuallimin-i Âliye’de İhsan Sungu, “Malumat-ı Medeniye” öğretmeni idi. Okulun tarih öğretmeni ise İhsan Şerif(Saru) idi. Sâtı ve İhsan Beyler, Türkiye’de tarih ve müze pedagojisinin kurucuları olarak kabul edilebilir. Kendileri, Avrupa ve Amerika’daki çağdaş gelişmeleri izlemişlerdir. Sungu’nun, tarih öğretimine ilişkin görüşlerinde yer yer John Dewey’nin etkilerine rastlanmaktadır. Daha geniş bilgi için bknz. Neşet Çağatay, “İhsan Sungu” Cumhuriyet Dönemi Eğitimcileri. Unesco Türkiye Milli Komisyonu Yay., Ankara, 1987, sf.433-450. 

* Sungu, İngiliz tarihçi Edward Augustus Freeman’ı (1823-1892) kastediyor olmalıdır.

* Sungu, Amerikalı tarihçi James Harvey Robinson (1863-1936) kastediyor olmalıdır.

* Sungu, İskoç tarihçi Thomas Carlyle’i  (1795-1881) kastediyor.

* Sungu’nun, “empatik” değil, onun tam tersi olan “sempatik” bakış açısını özellikle vurgulaması çok anlamlıdır.

* Ne yazık ki, bu makalenin devamına ulaşılamadı. Büyük olasılıkla, İhsan Bey, bürokratik işlerinin yoğunluğundan dolayı, bu makalenin devamını yazamamıştır.

 

KAYNAK: www.tarihogretmeni.com