STRATEJİK ÖNEMİ BAKIMINDAN ÇANAKKALE ZAFERİ

Mehmet TAŞDEMİR

Tarihin eski dönemlerinden itibaren stratejik öneme sahip olan boğazlar¸ Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesiyle birlikte daha da ehemmiyet kazanmıştır.

Tarihin eski dönemlerinden itibaren stratejik öneme sahip olan boğazlar¸ Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesiyle birlikte daha da ehemmiyet kazanmıştır. Özellikle Çaka Bey’in İzmir ve Bölgesi’ni (takriben) 1078-1081’de fethinin akabinde Adalar Denizi kıyılarında ve İç Ege’de bulunan Türkleri bir araya getirdikten sonra Çanakkale Boğazı’nın ele geçirilmesi şart oldu. Bu maksatla kuvvetli sayılabilecek bir donanma kurdu. Çaka Bey’in gayesi¸ Balkanlardaki bir Türk boyu olan Peçenekler ile diğer yönden İznik Selçuklu yönetimini eline alan Ebulkasım ile ilişkiler kurmak suretiyle¸ Bizans’a karşı ittifak cephesi oluşturmak ve Çanakkale Boğazı’nı ele geçirerek Bizans’ı çember altına almaktı. Böylece fetih hareketlerini Kuzey ve Balkanlara taşımak idi1. Çaka Bey’in bu faaliyetlerini yakından takip eden Bizans İmparatoru Aleksios Komnenaş Dalaisenos ve Opos komutasında bir donanma hazırlatarak Çaka Bey üzerine sevk etti. İki ordu arasında Sakız adasında şiddetli çarpışmalar oldu. Savaş sonunda yapılan antlaşmanın ardından Çaka Bey’in İzmir’e dönmesini fırsat bilen Bizans ordusu¸ Sakız’ı kolayca elde etti. Durumdan haberdar olan Çaka Bey¸ donanmasını daha da güçlendirerek Çanakkale Boğazı ile Gelibolu yarımadasının mutlaka fethedilmesi gereğini kavradı. Bu defa Girit ve Kıbrıs adalarındaki isyanları fırsat bilen Çaka Bey¸ 29 Nisan 1091 yılında hem karadan hem de denizden hareketle Çanakkale boğazını ve bölgeyi kontrolü altına aldı2. Ayrıca Çanakkale boğazı girişindeki İstanbul’un emniyetini sağlayan Aloydos şehrini de muhasara etti3.
XIII. yüzyılın sonlarından itibaren de Çanakkale Boğazı kıyılarına Türkmen akınlarının hızı gittikçe sıklaşmaya başladı. Bilhassa Melik İshak ve Ece Halil gibi Türkmen kumandanlarının adına “Melik İshak Limanı” ve “Ece Limanı” gibi yerlerin teşekkülü¸ Türklerin bu bölgelere ne derece önem verdiğinin bir göstergesidir4. Marmara Denizi civarında egemenlik kurmuş olan Karesi Beyliği¸ Çanakkale Boğazı’nı (1330’larda) iki kez geçerek Trakya’ya akınlar düzenledi5. 1350’li yıllara kadar Osmanlı Devleti¸ bir sınır beyliği statüsünde olmasına rağmen¸ Orhan Bey Çanakkale’yi fethedip burayı bir üs haline getirdi. Üstünlüğünü öylesine sağlamlaştırdı ki¸ diğer bütün beylikler Osmanlı’ya tabi oldular6. Dolayısıyla Osmanlı’ya Balkanlar’da batıya doğru sonsuz genişleme imkânlarını hazırlayan zemin oluştu. Osmanlı bu bölgeyi¸ Trakya ve Balkanlara yönelik fetih hareketleri için bir üs olarak kullandı7. Yıldırım Bayezit¸ Çanakkale Boğazı’nın önemini kavrayarak¸ Osmanlıların Rumeli sahilinde önemli nakliyat iskelesi olan Gelibolu’da bir deniz üssü yapılmasını istemesi8¸ boğazın stratejik önemini aksettirmesi bakımından önemlidir. Fatih Sultan Mehmet¸ İstanbul’u fethetmesinin akabinde¸ Çanakkale Boğazı’nı denetlemek üzere 1462 yılında boğazın her iki yakasında kale inşa ettirdi9. Bozcaada’yı tahkim ederek İstanbul ve boğazları koruyan savunma sistemlerini daha da güçlendirdi. Anadolu ile Rumeli arasındaki iletişimi güvence altına aldı. Bu nedenle kendisine¸ “İki karanın ve iki denizin hükümdarı” unvanı verilmiştir10. Ayrıca her iki kaleye de yeteri kadar top yerleştirilmiştir11.
Yirminci yüzyıl başlarına gelindiğinde Çanakkale Boğazı’nda 35 kale ve istihkâm ile tabya inşa edilerek kuvvetlendirildi. Dolayısıyla Çanakkale ile Gelibolu¸ Osmanlı topçularıyla deniz kuvvetleri için önemli bir ordugâh konumuna gelmiştir.
Çanakkale Boğazı¸ tarih boyunca dünyaya hâkim olma duygusu olan milletlerin en önemli hedefi idi. Her iki boğaz (Çanakkale ve İstanbul)¸ klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e¸ Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri değildi. Akdeniz’in diğer önemli su geçitlerinden olan Cebelitarık ve Süveyş Kanalı ile de bütünleşerek¸ dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan önemli yerlerdir.
Çanakkale harekâtı¸ I. Dünya savaşının en önemli askerî faaliyetlerinden birini teşkil etmektedir. Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa katılmasıyla zor durumda kalan İngiltere ve Fransa¸ Rusya ile doğrudan temasa geçip güçlerini artırarak Osmanlı Devleti’nin Süveyş Kanalı¸ Hint Yolu üzerindeki baskıları kaldırmak¸ ayrıca Alman-Avusturya ordularını arkadan çevirmek için bu harekâtı gerekli görmüşlerdir. Boğazlara karşı girişilecek bir deniz harekâtı ile İstanbul’un ele geçirilip Osmanlı’nın saf dışı bırakılması fikri¸ özellikle İngiliz Bahriye nâzırı ve daha sonra Başbakan Winston Churchill tarafından savunulmuştu. İtilaf devletleri bu harekâtla henüz savaşa katılmamış olan Balkan devletlerini de yanlarına çekmeyi hedefliyorlardı12.
Boğazlara yönelik bu harekâtın ilk hücumu 3 Kasım 1914’te İngiliz ve Fransız harp gemilerinin Ertuğrul¸ Seddülbahir¸ Kumkale ve Orhaniye tabyalarını bombardıman etmesiyle başladı. Resmen savaş ilan edilmeden başlatılan bu harekât¸ savaşın boğazda olacağının ilk habercisi idi. İtilaf devletleri 5 Kasım 1914’te resmen savaş ilan ettiler. İtilaf devletlerinin ikinci hücumu¸ 19 Şubat 1915’te¸ boğazın girişindeki Türk tabyalarını uzaktan topçu ateşine tutmak suretiyle gerçekleşti. Akabinde İngiliz-Fransız filosu daha çok savaş gemisiyle tekrar saldırıya geçti. Bu saldırılar birçok defalar tekrar etmiş olmasına rağmen hedeflerine ulaşamadılar. 17 Mart 1915’te General Hamilton’un da katıldığı bir toplantıda görüşülen deniz harekâtı planına göre bütün mayınlardan temizlenmiş olan boğazın aşağı kısmından bütün savaş gemileri boğazı zorlayacaklardı. Fakat aynı günün akşamı Türk donanmasına mensup Nusret mayın gemisinin Karanlık Liman bölgesini mayınlaması¸ deniz harekâtının kaderini değiştirdi.
18 Mart 1915 sabahı boğaza giren tabyaları yoğun bombardımana tutan İngiliz ve Fransız filoları¸ boğazın iki yakasındaki mevzilerden açılan yoğun ateş ve Karanlık Liman’a dökülen mayınların da etkisiyle itilaf devletleri filoları % 35 kayıp ve hiç beklemedikleri bir savunma taarruzu karşısında geri çekilmek zorunda kaldı13. Başarılı savunmayı idare eden Çanakkale müstahkem mevki kumandanı Cevat Paşa “18 Mart Kahramanı” unvanı ile anıldı. İtilaf devletleri bütün güçleriyle boğazı zorlarken Türkler de sadece mevzileri savunmakla kalmamış zaman zaman taarruzlarda bulunmuşlardır. Bu sebeple de General Hamilton’un teklifiyle kara harekâtının zorunlu olduğu fikri hâkim olmuş¸ harekâtlar 7¸ 8 ve 9 Mayıs günlerinde gerçekleşmiş olmasına rağmen hiçbir başarı kazanılamamıştır. Kara harekâtlarının en şiddetlisi ise 21 Haziran’da Kerevizdere¸ 28 Haziran’da Zığındere’de olmuş ancak bu taarruzlarda da düşman askeri hiçbir başarı elde edememiştir. Kesin bir sonuç almak maksadıyla büyük takviyeler ile Türk birliklerinin geri irtibatını kesmek için 6–7 Ağustos gecesi Arı burnunun kuzeyinde Suvla Limanı ve civarına asker çıkartarak Anafartalar’a doğru ilerlemeye başladı. Dört gün süren şiddetli çarpışmalar sonunda Yarbay Mustafa Kemal kumandasındaki kuvvetler tarafından Conkbayır’ında durduruldu. Churchill’in “kaderin adamı” olarak nitelendirdiği 19. Tümen komutanı Mustafa Kemal aynı gün¸ kolordu ve komutanlarının emirlerini beklemeksizin 57. Alay’ı ileri sürerek Conkbayır ve Kocaçimen tepelerine yaklaşmakta olan Anzak kuvvetlerini geri püskürterek kaybedilen yerlerin önemli noktalarını geri aldı. Böylece Anafartalar zaferinden sonra itilaf kuvvetlerinin yaptığı bütün akınlar sonuçsuz kalmıştır.
Mahrumiyetlere ve mühimmat yetersizliğine rağmen Türk askeri¸ Çanakkale’nin geçilmez olduğunu ispatlamıştı. Kasım 1915’te cepheye gelen İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener¸ gördüğü manzara karşısında bölgeyi tahliye etmekten başka çare kalmadığına karar vererek 19–20 Aralık gecesi Arı burnu cephesinden¸ 8–9 Ocak 1916’da Seddülbahirden çekildi. Böylece savaş son buldu.
İtilaf devletlerinin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale savaşları¸ I. dünya savaşı’nın seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi¸ çarlık Rusya’nın çöküşünü hazırlamış ve İngiltere’de hükümet değişikliğine yol açmıştır. Dünya savaş tarihinde farklı bir yeri olan Çanakkale savaşında itilaf devletleri 410.000–500.000’nin üzerinde asker göndermiş¸ İngiliz kuvvetlerinin kaybı yaklaşık 214.000’i bulmuştur. Tük kuvvetleri cepheye kısım kısım katıldığından doğrudan zayiatın belirlenmesi güçtür. Eldeki bilgilere göre kayıp 190.000 ile 350.000 arasında değişmektedir.
Dünya tarihinde ender rastlanabilecek bir savaş olan Çanakkale muharebeleri¸ sonuçları itibarıyla da ayrı önem ve büyüklükte oldu. Türk milleti topyekûn olarak cephe ve cephe gerisinde inançla¸ azimle ve yeni bir ruhla kendi öz vatanını canı pahasına savunmak için savaşarak milli mücadele ruhunun da doğuşuna vesile oldu. Bu muharebede çok sayıda yetişmiş evladını bu savaşta şehit vermiştir. Yaşları 16–26 arasında üniversite ve lise öğrencilerinin oluşturması bu savaşın ne denli önemli olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Dost düşman herkeş Türk milletinin cesaret ve kahramanlığı¸ sevk ve komuta yeteneğine¸ civanmertliğine tanık oldu. Çanakkale muharebeleri¸ emperyalist güçlerin Türk’ün öz yurdunu paylaşma plan ve projelerini boşuna çıkartmış¸ Türk askerinin Balkan savaşlarındaki yeniklik psikolojisini üzerinden atmasına sebep olmuştur. Ayrıca bütün İslâm dünyası ve ezilmiş milletler için de bir ışık¸ bir uyanışa vesile olmuştur. Mazlum milletlerin yenilmez gözüyle gördükleri İngiliz ve Fransız İmparatorlukları’nın bilinçli ve kararlı bir direnişle püskürtülebileceğini bütün dünyaya ispat etmiştir. Bununla birlikte Türk edebiyatında halkın hislerini dile getiren pek çok esere de konu teşkil etmiştir14.
Çanakkale muharebelerinin başarısı¸ Türk milletinin maneviyatı¸ inanç ve değerlerine bağlı olmasında aranmalıdır. Bunlar¸ tarihinden aldığı yiğitlik¸ şecaat¸ cömertlik¸ şefkat ve merhamet hisleridir. Bu duygular¸ savaş sahnesinde yerli ve yabancı araştırmacıların da konusu olmuştur. Türk askerinin¸ cephede zaman zaman düşmanın ne denli acımasız¸ gaddar ve hatta canavarlık sınırlarını aşan davranışlarını bildiği halde¸ kendisine esir düşen düşmanına bir misafir gibi davranması¸ bu milletin manevî unsurlarından kaynaklanmaktadır. Cephede bu denli imanlı askerin olmasının dışında¸ diğer yandan savaşa katılmamış¸ ancak gönlüyle¸ ruhuyla onlarla birlikte olan cephe arkasındakiler ve en önemlisi de¸ yüce Peygamberimizin manevî ruhaniyetleri¸ necip Türk milletinin hep yanında olmuştur¸ Mehmet Âkif’in “Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber” ifadesi¸ şehitlerimizi Peygamberimizin aguşuna (kucağına) terk edişimiz en önemli âmildir.
Çanakkale Muharebeleri’nde dün olduğu gibi bugün ve yarın için de bilhassa yetişen gençliğimiz için alınacak çok hisseler vardır. Bir yıldan fazla devam eden bu savaşta¸ dünyanın o günkü şartlarda süper donanmaları karşısında Türk askerinin başarılı olmasındaki en önemli nedenleri gençliğe olduğu kadar¸ toplumumuzun her kesimine doğru ve objektif olarak anlatılmalıdır. Bu milleti millet yapan unsurlar gençlere anlatılmazsa bağımsız ve özgür kalamayacağımızı belirtmek isterim. Dün İngiliz komutanın bizim için sarf ettiği “bunlar insan değil¸ hepsi ölmelidir” ifadesi¸ geçmiş tarihî olayları çok iyi tahlil etmemiz gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. Bilhassa gençliğimizi millî ve manevî değerlerle yetiştirmeli¸ dünyanın süper güçleri karşısında elde edilen bu zaferin geçtiği mekânlara zaman zaman mutlaka ziyaretler tertip edilmelidir. Şu bir gerçektir ki¸ zaferi kazandıran maddî unsurlar kadar¸ manevî unsurların varlığı hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu gün de aynı ruh ve inanca milletçe topyekûn ihtiyacımız vardır. Çanakkale’de şahlanan ruh¸ milletimizin mayasını oluşturan ruhtur. Yeni nesilleri bu duygularla yetiştirmeli¸ bu ideallerle teçhiz etmeliyiz.
Belki bir devrin battığı yer Çanakkale. Toprağın kanla karıştığı... Ama aynı zamanda bir milletin tam bağımsızlığını kazandığı yer¸ kutsal bir toprak... Bu toprakların üzerinde yürürken içinizde duyduğunuz çığlık¸ yüzlerce¸ binlerce şehidin gökyüzünde içinize yankılanan çığlıkları... 92. yıldönümünü kutladığımız Çanakkale zaferini bu cümlelerle noktalıyor¸ Cenabı Allah’tan bizlere emanet edilen bu cennet vatan uğruna canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum¸ Ruhları şad olsun.

Dipnot

1- Ali Sevim¸ Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi (Başlangıçtan 1086’ya Kadar)¸ Ankara 1988¸ s. 97–98; Ali Sevim-Erdoğan Merçil¸ Selçuklu Devleti Tarihi¸ Ankara 1995¸ s. 429.
2- Osman Turan¸ Selçuklular Zamanında Türkiye¸ İstanbul 1993¸ s. 97–114.
3- Nicolae Jorga¸ Osmanlı İmparatorluğu Tarihi I¸ İstanbul¸ 2005¸ s. 109.
4- Metin Tuncel¸ “Çanakkale Boğazı”¸ DİA¸ s. 201–203.
5- Elizabeth A. Zachariadou¸ Osmanlı beyliği (Çeviren: Gül Çağalı Güven¸ İsmail Yergüz¸ Tülin Altınova)¸ İstanbul 1987¸ s. 247–249.
6- Halil İnalcık¸ Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300–1600) (Çeviren: Ruşen Sezer)¸ İstanbul 1995¸ s. 15¸22.
7- Metin Kunt- Christine Woodhead¸ Kanuni ve Çağı Yeniçağda Osmanlı Dünyası (Çeviren: Sermet yalçın)¸ İstanbul 2002¸ s. 9–10.
8- İsmail Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı Tarihi II¸ Ankara 1983¸ s. 29.
9- Donald Edger Pıtcher¸ Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası (Çeviren: Bahar Tırnakçı)¸ İstanbul 2001¸ s. 127; İsmail Hakkı Uzunçarşılı¸ aynı eser¸ s. 30.
10- Halil İnalcık¸ aynı eser¸ s. 34.
11- Tursun Bey¸ Târih-i Ebu’l-Feth (neşr. Mertol Tulum)¸ İstanbul 1977¸ s. 75.
12- Bu konuda geniş bilgi için bkz.¸ Hikmet Bayur¸ “İstanbul ve Boğazlar Sorunu”¸ Fâtih Ve İstanbul (İstanbul Fetih Derneği Tarafından Yayınlanan İki Aylık Dergi)¸ I¸ sayı. 2¸ s. 237–277.
13- Zekeriya Kurşun¸ “Çanakkale Muharebeleri”¸ DİA¸ VIII¸ s. 206.
14- Zekeriya Kurşun. Aynı madde¸ s. 207.