OSMANLI TÜRK TOPLUMUNDA KÖLELER VE CARİYELER

 

Yılmaz Öztuna

 

Köle ve cariyelerin sahip olduğu haklar bakımından, Osmanlı toplumu, Batı ile mukayese kabul etmeyecek derecede medenîdir. Avrupa ve Amerika’da bu insanlar müzayede usulü ile, hatta terekeyle birlikte satışa çıkarılır ve kendilerine akla sığmayacak zulümler yapılırken, Türklerde kırbaç cezası meçhuldü ve cariyelerle kölelerin insanî hakları kanun teminatı altındaydı.

* * *

 

Kuzey Kafkasya’daki beyaz esirlerden önce, büyük kaynaklardan biri Slavlar’dı, bilhassa Ruslar… ХVΙΙ. asrın son yıllarına kadar Kırımlılar, büyük ölçüde Rus esirini, bütün imparatorluğa tevzî ederler, bilhassa en güzel kızlar İstanbul pazarlarına gönderilirdi. Hurrem Haseki Sultan, bunlardan biriydi. Kırım Hanı tarafından Saraya hediye edilmiş şirin bir Ukraynalı çocuktu. Hadîce Tarhan Vâlide Sultan da onun gibi bir Ukraynalı çocukken Saray’a hediye edilmişti (Ukranlar, Rus değillerdir; ayrı dil konuşan bir Slav ırkıdır). Hadîce Tarhan Vâlide Sultan’ın kaynanası ve Türkiye tarihinin en şöhretli kadını Kösem Mâhpeyker Vâlide Sultan, Mora’da ele geçirilmiş, çok güzel, siyah saçlı, ufak tefek bir Yunan kızı idi. Tarhan Sultan’ın gelini Rabîa Emetullah Gülnûş Vâlide Sultan da Girit’te ele geçirilip Saraya gönderilen uzun boylu, siyah saçlı ve gözlü Giritli bir Yunan çocuğu idi. Ondan sonrakilerin hepsi Çerkez, bazıları Abaza (Abhaz) ve Gürcü’dür.

ХVΙΙ. asırda Kırım’da 400.000 Rus, Ukraynalı, Beyaz Rus, Leh, Litvan vs. esiri bulunuyordu. Devamlı imparatorluğa dağıtılan, fakat bu sayıyı muhafaza eden esirleri 100.000 Kırım askeri muhafaza ediyordu. Bir defasında Rusya’dan 122.000 genç kız ve genç kadınla 200.000 erkek çocuk sürülüp getirilmişti. Bir defasında da Kırım’da 600.000 esir birikmiş, Kırım ordusu da sefere çıkmıştı. Böyle durumlarda Kırım’da kalan Türk kadınları erkek kılığına girip silâhlanıyor, esirleri koruyorlardı. Bu esirlerden –Evliyâ Çelebî’nin tâbirince- «her biri güneş parçası olan» 100 oğlan çocuğu ile 500 Ukraynalı güçlü kuvvetli erkek, Kırım Hanı tarafından İstanbul’a padişaha, sadrazama, şeyhülislama, vezirlere hediye olarak taksim edilmek üzere sevk edilmişti.

Kanûnî devrinde Türkiye’yi ve İstanbul’u ziyaret eden meşhur seyyahlardan Fransız Belon, Türkiye’deki esirler hakkında hulâsaten şunları söyler (11, 180, 192) :

 

«Avrupa’da hizmetkârlar derecesinde Türkiye’deki esirler iyi bakılmakta, efendileri tarafından eşit muamele görmektedir. her esir, kadıya müracaat edip hak isteyebilmektedir. Kadılar, efendisini şikâyet eden esirlere çok iyi davranmakta ve böyle bir şikâyete bile sebebiyet vermekten öteye suçları olmasa dahi efendiye çıkışmaktadır. İsteyen kadıya müracaat ederek hürriyetini elde etmek üzere para karşılığı çalıştırılmasını talep etmektedir. Efendiden memnuniyetsizliğin ifadesi olan bu davranış karşısında kadı, ekseriya esirin bir yıl çalıştıktan sonra âzâd edilmesine hükmetmektedir.»

 

Köle ve cariyelerin bütün insanî hakları mahfuzdu. Kendilerine zulmedilemezdi. Avrupa’da olduğu gibi kırbaç cezası, tamamen meçhul ve kanunların müeyyidesi ile yasaktı. Sahibi esiri, yalnız çocuklarını döver gibi, terbiye maksadıyla, yaralamaksızın, ifrâta kaçmaksızın, tehlikeli bir şeyle vurmaksızın dövebilirdi. Aksi halde kadı, esiri derhal efendisinin yanından alırdı.

Kendisi Kanûnî devrinde birkaç yıl İstanbul’da harp esiri olarak çalıştırılan İspanyol seyyâhı, şöyle demektedir (s. 29, 38-9):

«Türkler, İspanya’da olduğu gibi harp esirlerinin alınlarını dağlayarak damga vurmuyorlar. Bunu yapmak, Türklerde büyük günah sayılıyor. Türklerde 4 yıl kürek çekmek, İspanyol kadırgalarında bir yıl forsalık yapmaktan iyidir. İspanyol kadırgalarında forsalar bir yıl devamlı kürek çekerler. Türk kadırgalarında ise sadece yazın kürek çekilir. İspanyol gemilerinde doyacak kadar peksimet verilmez. Türk gemilerinde peksimetin cinsi hem çok daha iyidir, hem de çok miktarda verilir. inşaatta çalıştırılan harp esirlerine ise Türkler, ücret öderler. Bu ücretleri biriktiren esir, fidyesini ödeyip serbest kalır. Ücretler çok yüksektir… Hıristiyan kadırgalarındaki Türk esirleri neler çekerler, Türk kadırgalarındaki Hıristiyan forsaların durumu ise kötü değildir .»

1786’da İstanbul’a gelen Venezuelalı İspanyol generali Miranda’dan (s. 23, 80 – 1):

«Türklerde Zenci ırklara karşı –bizde olduğu gibi- en küçük bir nefret yoktur. Bindiğim geminin kaptanı, Zenci kölesi ile beraber yemek yiyordu. Her Türk, beyazlara ne muamele yaparsa, aynını zencilere de yapıyordu…»

İspanya’nın Venezuela umumî valisi de olan General Miranda, Türkiye’de ancak kaptan paşa tarafından kabul edildiğini, sadrazamın kendisini kabul etmediğini, anlatır. Fakat Türklere kızmamış, müşahedelerini aynen nakletmiştir. Türkiye’den Rusya’ya geçmiş, 14 Şubat 1787’de Kiev’de Çariçe ΙΙ. Katerina tarafından kabul edilmiş, sonra İsveç ve İspanya yoluyla Güney Amerika’ya dönmüştür.

Köle âzâd etmenin ve onların istikbalini sağlamanın, İslâm dininde çok büyük sevap olduğunu, bazı hayır sahiplerinin, herhangi bir vaka’da Allah’a şükrân için köle satın alıp âzâd ettiklerini de hatırlattıktan sonra şimdi, o asırlarda bir de Batı’daki kölelerin durumunu görelim.

 

AVRUPA’DA KÖLELERİN DURUMU

 

Avrupa’da esirlerin, serflerin, hizmetkârların, hatta asil olmayanların insanî durumları fecî idi. Bunlara hakaret etmek, dayak atmak, asiller için âdet ve hak hükmünde idi. Hayatlarının bile ehemmiyeti yoktu. Elisabeth Bathory (Nadasdy Kontesi), 650 genç kızı hizmetçi olarak kullanmış, hepsini işkencelerle öldürtmüştü. Kontesin bu muntazam suçu duyulunca, Alman imparatorluk adaleti kendisini ancak kendisini 4 yıl hapisle cezalandırmıştı. Kontes, 1641’de 54 yaşında öldü (Lavisse-Rambaud,V, 843, not).

 

ХVΙΙΙ. asırda Rusya’da Kont Rumiantsof’un, topraklarında çalışan esirlere tatbik ettiği cezalardan bazıları şunlardı: Efendisi uyurken odasına giren esir 5.000 deynekle cezalandırılıyordu. Fakat cezalar adildi: 17.000 deynek veya 100 kamçı yiyen esire, bir hafta dinlenme izni veriliyordu.

 

Ama, Daria Soltykof’un topraklarında çalışanların durumu, daha da fecî idi. Daria, 1756’da 25 yaşında, bir subay olan eşinden dul kalmış, okuma yazması olmayan bir Rus kadını idi. Vorontsof, Golovin, Tolstoy gibi büyük Rus aileleri ile akraba bulunuyordu. Esirlerine, bilhassa genç kızlara karşı merhametsizdi. Ölünceye kadar sopa attırıyor veya kırbaçlatıyordu, yahut kızgın demirle dağlatıyordu. İşkenceyi bizzat seyrediyor ve esir veya esîre ölmeden işkenceyi durdurtmuyordu. Bu iş 7 yıl sürdü. 1762’de Daria’nın 2 serfi, efendilerini şikâyet ettiler. Esirlerin efendilerini hiçbir şekilde şikayet edemeyeceklerine dair ukaz (çar fermanı) olduğu halde, tesadüf eseri şikayet mektubu, Çariçe ΙΙ. Katerina’ya kadar erişti. Çariçe Tahkikat açılmasını emretti. Tahkikat 6 yıl sürdü. Tahkikat sonunda Madam Daria’nın, 138 erkek ve genç kız esirini işkenceyle öldürttüğü anlaşıldı. Dayakla ve ateşle öldürülenlerin dışında, kışın çırıl çıplak karların üzerine bırakılmak, kapalı bir odada açlığa terk edilmek gibi çeşitli şekillerde öldürülenler olduğu da ortaya çıktı. İmparatoriçe, irkildi. Ama Moskova Valisi, Madam Daria’nın hem arazi komşusu idi, hem de ondan rüşvet alıyordu. Madam Daria aleyhine şikayet edenleri Sibirya’ya sürdü. Sonunda Çariçe’nin emriyle Madam Daria, asalet hak ve unvanlarından mahrum edildi. Ne ölen kocasının, ne babasının adını taşıyamayacaktı. Bir saat, canavar olarak halka teşhir cezası yedikten sonra, bir kadınlar manastırına kapatıldı. 37 yaşında idi (1768). 1811’de manastırda 80 yaşında ve delirmiş olarak öldü (Lavisse – Rambaud, VΙΙ,400 – 2, 444, 1.027, 1.032).

 

Aynı muameleyi subaylar, erlere karşı yapıyorlardı. Halkın sefaleti o derecede idi ki,  Temmuz ve Ağustos aylarında Moskova şehrinde her gün vebadan bin kişi ölüyordu (şehrin nüfusu 200.000 idi).

 

Danimarka’da toprağa bağlı esirlik 1699’da kaldırılmak istendi ise de mümkün olmadı. Ancak 1788’de, Büyük Fransız İhtilali’nden bir yıl önce Danimarka’da serflik ilga edilebildi. Bu tarihte Fransa’nın bazı kapalı bölgelerinde, asırlardan beri esir olarak toprak süren beyaz serfler yaşıyordu.

 

ХVΙΙΙ. asrın son yıllarında artık Batı Avrupa’da beyaz esir ve serf sayısı pek çok azalmıştı. Orta Avrupa’da da ona yakındı. Yalnız Doğu Avrupa’da, Rusya’da daha milyonlarca beyaz esir vardı. Bunlar toprağa bağlı esir, serf aileleri idi ki, asırlardan beri asillerin kölesi idiler. Bir asil toprağı tevârüs ederken, bu insanları da tevârüs ediyordu. Bunların âzâd edilmesi, ХΙХ. asrın sonlarına doğru mümkün oldu.

 

ХΙХ. asra giderken – Doğu Avrupa hariç- Avrupa, beyaz esir ve serf belasını üzerinden atmıştı. Artık yalnız kara esir kullanılabiliyordu. Zenci esirler, daha çok toprak işçisi olarak sömürgelerde bulunuyordu. Zenciler, Orta Afrika’dan, Batı Afrika’dan, bilhassa Gine Körfezi sahillerinden avlanıp, Amerika sömürgelerine sevk ediliyordu.

ХVΙ. asırda Afrika’dan avlanıp Amerika sömürgelerinde çalıştırılmak üzere götürülen zencilerin sayısının 900.000 olduğu tahmin edilmektedir. Amerika’ya götürülen her köle için 5 zencinin yolda gemilerde öldüğü veya Afrika’da insan avında öldürüldüğü de ileri sürülmüştür. Köle ticareti neticesinde ХVΙ – ХΙХ. asırda Afrika’dan en aşağı 60.000.000 Zenci çıkarıldığı söylenmektedir.

 

Köleliği ilk ilga eden devlet 1833’te İngiltere’dir. Kölelik Fransa’da 1848’de, Portekiz’de 1858’de, Rusya ve Hollanda’da 1863’te, Birleşik Amerika’da – çok kanlı bir iç savaş neticesinde – 1865’te, Brezilya’da 1888’de Nepal’de 1926’da, İran’da 1929’da ilga edilmiştir. Arabistan yarımadasındaki bazı Arap devletlerinde hâlâ devam etmektedir.

 

ХΙХ. asrın bilhassa Fransa’nın Antiller’deki Martinik ve Guadeloupe adalarındaki Zenci kölelerin durumunu anlatarak, bu bahse son vermek istiyorum. Bu devirde Zenci kölelerin durumu, daha eski asırlara göre, fevkalâde ıslah edilmiş durumda idi (kaynağım: Victor Schoelcher, Esclavege et Colonisation, Paris, 1948, 17 – 8, 26, 44, 47 – 9, 52, 54, 89, 131 – 2,135, 152 – 3, 158, 176).

 

ХΙХ.ASIRDA ZENCİ KÖLELER

 

İngiltere’den sonra köleliği resmen ilga eden ilk devlet Sultan Mecîd Türkiye’sidir. Fransa onu takip etmiş, sonraki devletler çok geç kalmışlardır. Fransa’da köleliğin ilgası kolay olmamıştır.

 

« ХVΙ – ХΙХ. asırlar Amerikası’nın yanında Auschwitz, Dachau, Ravensbrück, Mauthausen kampları, masum temerküz merkezleri halindedir. Bütün bir Amerika kıtası, Siyah Irk’ın temerküz kampı durumuna getirilmiştir. Çölleri ve ormanları geçtiği yoldan kan izleri ile bırakan, bir zenciyi avlamak için beşini öldürerek Afrika’nın Atlantik sahillerine varan korkunç kervanlar… Sonra gemilere doldurulan ve yarısından fazlası gemi kasalarında öldükten sonra, kalanları Atlantik’in karşı sahillerine çıkarılanlar… Bitmeyen bir kırbaçlı medeniyet… İspanya’nın, İngiltere’nin, Hollanda’nın, Fransa’nın, Portekiz’in burjuvalarını zenginleştirmek için, Amerika’nın bâkir topraklarına ve toprak altlarına dağıtılan siyah derili insanlar… Himmler sisteminin masumiyetini ispatlayan bir rejim içinde ölünceye kadar nefes aldırılmayan köleler… Bütün bir Batı Avrupa’nın müşterek yüz karası olan, asırlarca devam eden tablo…»

 

1848 Nisan’ında Fransa’da sömürgelerdeki köleler âzâd edilmiştir, ama daha bir çeyrek asır Birleşik Amerika’da, Brezilya’da ve Amerika ülkelerinde devam edip gitmiştir. Bakınız ХΙХ. asırda neler olmuştur: 

 

Kaptan Joseph Fourmillet, 1832 Temmuz’unda Rouen ağır ceza mahkemesi huzuruna çıkarılmıştır. Suçu, 80 tonluk küçük teknesine, Afrika’dan, istiap haddinin çok üzerinde zenci köle yüklemektir. 290 köle yüklemiş, 111’i deniz yolculuğunda ölmüş, sadece 179’u hayvanların tahammül edemeyeceği şartlarla Brezilya’ya çıkarılır satılabilmiştir. Deniz yolculuğu, 30 gün sürmüştür. Jüri kaptana şu cezayı vermiştir: O gemide bir daha kaptanlık yapamayacak, başka bir armatörle anlaşırsa kaptanlık yapabilir!

 

Fransa’nın Antil sömürgeleri olan Martinik ve Guadeloupe adalarında hükümetin resmî gazetelerinde (Journal Offciel de la Martinique) 1840 yılında yayınlanan bazı ilanlar:

 

«Kral, kanun ve adalet nâmına, ayın 26. Pazar günü, Saint-Esprit pazarlarında yapılacak satış için, Fransız vatandaşlarına bildirilir: Cariye Suzanne, zenci, aşağı yukarı 40 yaşında, 6 çocuğu ile birlikte satışa arz edilecektir, çocukların yaşları: 12, 11, 8, 7, 6 ve 3. Aynı gün bu satışla beraber tablolar, koltuklar ve buna benzer ev eşyası da açık arttırmaya arz edilecektir.»

 

«23 Çarşamba günü saat 11’de Saint-Pierre’de haraç mezat satış ilanıdır: bir altın saat ve aşağıdaki köleler: Nontont adında zenci kadın, 44 yaşında; «Rosalia» diye anılan

Marie Rose, capresse (çok koyu, çok siyah tenli kadın), 23 yaşında, 4 yaşındaki oğlu Stanislas ile beraber; Anne, zenci- beyaz melezi kadın, 16 yaşında; Zéphyrine, 17 yaşında; Catherine, capresse, 23 yaşında; Anne-Victorie, capresse, 48 yaşında. Hepsi geçenlerde vefat eden Dul Madam Duvilliers’nin terekesindendir.»

 

«16 Ağustos 1839’da Fort-Royal’de saat sabahın 10’unda yapılacak haraç mezat satış ilânıdır: Pinel-Rachu ve Glenie Şirketi’ne ait, çeşitli işçiliklerde vasıflı işçi 28 erkek Zenci köle.»

 

«25 Temmuz 1840’da Pointe-á-Pitre’de haraç mezat satış ilanı: Çeşitli mobilya, çamaşırlar, 2 tüfek ve bir zenci cariye. Hepsine birden 1.172 frank (aşağı yukarı 70.000 TL.) kıymet biçilmiştir. Merhum şövalye Félix’in terekesidir.»

 

Diğer bir ilanda, «Güzel 16 yaşında bir zenci kızı» için açık arttırmaya sadece 1000 franktan başlanacağı bildirilmektedir (6.250 TL.).

 

Bu rejimin teminatı, kırbaçtı.66 yaşında bir zenci kadının basit bir itaatsizliği için sahibi, 43 kırbaç cezası vermişti. 1840 yıllarında Fransa’da forsalık da vardır. Toulon ve Brestdeniz üslerinde beyaz forsalar, zencilere yapılan aynı muamele ile çalıştırılıyorlardı.

 

1738’de Fransa’nın Martinik adasında yaşayan 74.042 nüfusun 16.267’si hür,57.775’i esirdi. Guadeloupe adasının 42.653 nüfusunun 8.750’sihür, 33.903’ü esirdi. Haiti adasının 131.433 nüfusunun 14.022’si hür,117.411’i esirdi. 1715’de bu üç adaya Afrika’dan -12 ay içinde- 4.000 köle getirilmişti. Sonra miktar artmıştı. Yalnız bu üç Fransız adasına 1725-1741 arasında Afrika’dan 91.397 baş köle getirilmişti ki, yıllık ortalama 5.712 eder. 1838’de durum şöyleydi: Guadeloupe adasında 12.000 hür, 93.000 esir, 9.000 Fransız askeri; İngiliz sömürgesi olan Jamaika adasında 30.000 hür, 326.000 esir, 3826 İngiliz askeri; Martinik adasında 9.000 hür, 74.000 esir, 3.000 Fransız askeri; İngiliz sömürgesi Barbaros adasında 15.000 hür, 85.000 esir, 850 İngiliz askeri; İngiliz sömürgesi Antigua adasında 2.000 hür, 30.000 esir, 300 İngiliz askeri.

 

Sömürge olmayan müstakil devletlerde durum, daha iyi değildi: Birleşik Amerika Cumhuriyeti: 1790’da 757.000’esir 3.929.000 nüfus, 1820’de 1.543.000’i esir 9.638.000 nüfus, 1850’de 3.204.000!i esir 23.192.000 nüfus, 1860’da 3.954.000’i esir 31.443.000 nüfus, 1870’de hepsi hür 39.818.000 nüfus (Almanach de Gotha, 1825, s. 254;1856, 284-5;1864, 341).

 

Her iki Amerika kıtasının Birleşik Amerika’dan sonra en büyük devleti olan Brezilya İmparatorluğu’nu görmek ister misiniz? Buyurun: 1800’de nüfusun sadece %31’i hür, %69’u esir. 1872’dedurum epey düzelmiş: 9.700.000 nüfusun sadece 1.477.000’i esir.

 

XIX. asırda Amerika kıtasındaki bütün zenci esirler âzâd edilmişlerdir (en son Brezilya’da) ama, bunlara beyaz vatandaşlarla eşitlik verilememiştir. 1977 yılında Birleşik Amerika’da hâlâ bu eşitlik yoktur. Güney Afrika Birleşik Cumhuriyet’inde hiç yoktur.

 

Zenci köle, İngiliz sömürgelerinde ortalama 643,5 frank iken, Fransız sömürgelerinde 1.100 frank ortalama(69.000 TL.) ile satış yapılıyordu. İngiltere denizlere hakim olduğu için, Afrika’dan daha kolay köle taşıyabiliyor ve ucuza satabiliyordu.

 

Fransız Krallığı yıkılıp II. Cumhuriyet ilan edilir edilmez, 27 Nisan 1848 kanunu ile köle satışı, alışı, Fransız vatandaşlığının kaybı cezası ile yasak edildi. Kölelerini âzâd etmek için de sahiplerine 3 yıl müddet tanındı (1851’e kadar) (kanun kuvvetinde kararnamenin 8. maddesi). Böylece kölelere «açlıktan ölmek hakkı» tanındı. Sahiplerine devlet tarafından tazminat verildiği halde, köleler sokağa atılmadı ve gene boğaz tokluğuna ve eski şartlarla toprak işçisi oldular.

 

Birleşik Amerika’da ise 18 Aralık 1865 tarihli 13. Anayasa tâdîli ile kölelik ilga edildi ve 18 Haziran 1866 tarihli 14. tâdîl ile de kölelere vatandaşlık hakkı verildi.